9 Ekim 2019 Çarşamba

Turgay OLCAYTO/ Evrensel/ Gerçeğin gözüyle/ (Evrensel) Yazıları


Gazetecinin savaşla imtihanı

Sınırlarımız ötesinde bir savaş sürdürüyoruz. Savaş sözcüğü oldum olası ürkütür beni… Her savaş insanın insana kıyımı demektir. Ölüm, yıkım, onulmaz acılar, dinmek bilmeyen bir yürek sızısı bırakır ardında, yüzyıllar boyu silinmeyen nefret tohumlarını da ekerek… Anamal düzeninin doymak bilmez kazanç iştihasının ürünüdür savaşlar. Zenginler daha zengin yoksullar daha yoksul olur. Ne tuhaf, iki dünya savaşının, yer küremizde izleri günümüzde de süren korkunç felaketini yaşamış insanlık hâlâ kana doymuyor. İşlenmiş insanlık suçlarından, ayıplarından kendisine ders çıkarmayı beceremiyor.
Her savaşın kurbanları çocuklardır. Ya gençliklerini yaşayamadan hayata veda ederler ya da çocukluklarını öfke ve kinle büyütürler. Savaşların bir başka mağduru da gazetecilerdir. Evrensel gazetecilik kurallarına uysalar yalnızca gerçekleri yazmaya kalksalar ülkelerinde vatan haini ilan edilirler. Haberlerini ülke çıkarlarını gözeterek çarpıtarak gönderseler bu kez de iliştirilmiş gazeteci yaftasını yemekten kurtulamazlar. Üstelik de eğer bizim ülkemizde gazetecilik yapıyorsanız ve kurumlarınız sizlere savaş eğitimi ve teçhizatı vermeden cephelere sürüyorsa o zaman işiniz daha da zordur. Unutulmamalı ki ajitasyon savaşların olmazsa olmaz kuralıdır. Gerçek gazeteci toplumu ajite eden araçlardan biri olmamalı. Gördüklerini doğru, yansız bir biçimde kamuoyu ile paylaşmalıdır. Görüldüğü üzere gazetecinin işi savaş dönemlerinde bir hayli zor. Bu kez de kolay olmayacak…
Dünya Edebiyatının saygın ödüllerinden biri olan Booker Edebiyat Ödülünün bu yılki sahiplerinden biri Kanadalı Yazar Margaret Atwood oldu. Kitapları Türkçede de yayımlanan Margaret Atwood’un “Tehlikelidir Gazete Okumak” başlıklı şiirini Nezih Onur’un çevirisinden okurlarla paylaşmak istedim. 
Düzgün kaleler yaparken
kum havuzunda,
çabucak açılan çukurlar
kepçelenmiş cesetlerle doluyordu,
yıkanmış, taranmış okula giderken, ayaklarım
betondaki çatlaklara basıyor
kırmızı bombaları ateşliyordu.
artık yetişkinim ve
okuryazarım, oturuyorum sandalyemde
bir fünye kadar sessiz,
Alevler içinde yanıyor tropik ormanlar, askerlerle
dolu çalılıklar
karmaşık haritalardaki adlar yükseliyor
duman içimde göğe.
Benim sebebi, kimyasal
oyuncaklar yığınağıyım, bedenim
öldürücü bir aygır,
sevgiyle uzanıyorum, ellerim birer silah,
iyi niyetim tümüyle ölümcül.
Dönüştürüyor 
edilgin gözlerim bile
baktığım her şeyi bir savaş fotoğrafının 
çopur siyah beyazına,
kendimi
nasıl engelleyebilirim?
Tehlikelidir gazete okumak
Huzur veren ağaçlardan söz ederken,
elektrikli daktilomun tuşuna
her vuruşumda 
bir başka köy uçuyor havaya. 17 Ekim 2019 

Savaş üstüne



Sonbaharla birlikte Ortadoğu’da savaş tamtamları duyulmaya başladı yine. Dünya halklarını yönetmeye soyunan ABD ve Rusya emperyalizmin yeni yol haritasını çizerken, belli ki Ortadoğu batağına Türkiye’yi de sokmanın hesaplarını yapıyorlar. Ekonomisi her geçen gün biraz daha bozulan ülkemiz politikacıları ise bu badireden kurtuluşu savaşta görüyorlar. Siyaset tarihinde emperyalist güçlerin sahnelediği oyunlardan hiç ders almamışlar. Şimdilerde savaş endüstrisinin kurmayları, çok uluslu şirket patronları kazançlarını büyütecek yeni bir savaş için gözlerini Ortadoğu’ya dikmiş ellerini ovuşturuyorlar. Ölümü kutsayan cahil halklara hiç acımaksızın bölgenin elde kalan son kültürel mirasını da yok edecekler. Ülkemiz yine kahraman şehitlerimiz edebiyatıyla gencecik evlatlarını kucaklamaya hazırlanacak. Ne yazık!
Geçen yüzyılın iki dünya savaşına baktığımızda, savaşların altında yatan en büyük etkenin ekonomi ve güç olduğunu görüyoruz. Emperyalizmin az gelişmiş ülkelerin yer altı servetlerini sömürme iştahı günümüzde de eksilmedi hiç. Galeano ustanın dediği gibi: Ortadoğu’da petrol yatakları yerine turp yetişseydi kimin umurunda olurdu Ortadoğu? Savaşların bu coğrafyaya yaşattığı acıları, zulümleri unutacak kadar yitirdik mi belleğimizi? İktidara yakın medyanın savaş histerisine tutulmuşçasına attığı manşetleri gördükçe mesleğim adına utanıyorum.
İkinci Dünya Savaşı’nın en sıkıntılı dönemlerini yaşamış ünlü Fransız Şair ve Yazarı Prevert’in savaş karşıtı bir şiirini okurla paylaşmak isterim. Ama öncesinde şiirin de çevirisini yapan Orhan Suda Usta’nın Prevert üzerine kaleme aldığı bir yazıdan kısa bir paragrafa yer vermek istiyorum: “Bir baba düşünün: oğlunu her hafta sinemaya götürüyor. Paris’in sokaklarına, ışıklarına, seslerine, insanlarına, sinemalarına alıştırıyor. Oğlunu yumuşak, sevecen, çelebi bir yaklaşımla eğitiyor. Günlük konuşmaların, masalların, söz oyunlarının, bilmecelerin, tekerlemelerin büyülü dünyasına sokuyor onu. Sanatın hemen her dalında alabildiğine yetenekli; gündelik olayları, sıradan insanların dertlerini, kaygılarını, sevinçlerini, alaycı konuşmalarını, küfürlerini şaşırtıcı bir güzellik ve yalınlıkla şiirlerine, oyunlarına, senaryolarına aktaran bir barış güvercini salıyor dünyamıza. Bu oğul diyor ki bize, bir Prevert bir daha kolay kolay gelmez yeryüzüne: İyi dinleyin onu dar kalıplar, miskin düşünceler, katı kurallar, ikiyüzlülükler içinde tüketmeyin kendinizi. HAYIR demesini bilin dünyamızı güzel kılmayı öğrenin. Kabullenmeyin size her verileni her söyleneni...”

AİLE HAYATI

Anne yün örüyor
Oğul savaşıyor
Anne buna hiç şaşmıyor
Baba n’apıyor peki?
Baba tecimle uğraşıyor
Karısı yün örüyor
Oğlu savaşıyor
Kendi buna hiç şaşmıyor
Peki oğul ne diyor bu gidişe
Oğul hiçbir şey
Ama hiçbir şey demiyor bu işe
Anne yün örüyor
Baba tecimle uğraşıyor
Oğul savaşıyor
Bitince savaş babasıyla birlikte iş kuracak oğul
Oysa devam ediyor savaş
Anne yün örmeye
Baba tecimle uğraşmaya devan ediyor
Oğul ölüyor
Oğul savaşmaya devam etmiyor artık
Mezarlığa gidiyor anne ile baba
Ve ikisi de şaşmıyor buna
Hayat devam ediyor
Yün örmeyle, savaşla, tecimle
Tecimle tecimle tecimle
Hayat mezarlıkla iç içe. 10 Ekim 2019 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder