Uzundur başucu şairlerimi ve yazarlarımı terk etmiştim. Dün akşam “Deli “ kitabının yazarı Halil Cibran, her derde deva bir hekim olarak rüyama girdi. Meğerse ben ağlıyormuşum, anımsamıyorum, usulca gözyaşlarımı sildi ve başladı en güzel hikâyelerini anlatmaya:
Nar: “Eskiden bir narın ortasında yaşadığım sırada tanelerden birisinin şöyle dediğini işittim: ‘Bir gün bir ağaç olacağım ve rüzgâr dallarımın arasında şarkı söyleyecek ve güneş yapraklarımın üstünde dans edecek ve bütün mevsimler boyunca güçlü ve güzel olacağım.’
Sonra bir başkası konuşup dedi ki: ‘Ben de senin kadar genç olduğum zamanlar böyle hayaller kurardım; ama artık her şeyi ölçüp tartabiliyorum ve bütün umutlarımın boş olduklarını anladım.’
Ve üçüncü tane konuştu: ‘Bize böyle güzel bir gelecek vaat eden hiçbir işaret göremiyorum.’
Ve bir dördüncüsü: ‘Fakat böyle güzel bir gelecek yoksa hayatımız ne kötü olur!’
Bir beşincisi: ‘Ne olduğumuzu bilmezken niçin ne olacağız diye çekişiyorsunuz?’
Fakat altıncısı cevapladı: ‘Ne isek o olmaya devam edeceğiz.’
Ve yedincisi dedi ki: ‘Her şeyin ne olacağını biliyorum ama bunu sözcüklere dökemiyorum.’
Sonra sekizincisi konuştu ve dokuzuncu ve onuncusu ve sonra daha birçokları, sonra hepsi birden konuşmaya başladılar ve bir sürü ses arasında hiçbir şey anlayamaz hale geldim.
Ve tam o gün çekirdekleri az ve hemen hemen sessiz olan bir ayvanın içine taşındım.”
Bu hikâyeyi beğenmediğimi söyleyince Cibran biraz bozulur gibi oldu. “Sen ki” dedi bana, “acılar yüreğini kuşattığında, oturur ağlarsın; benim sessizliği seçmem suç mu?” Verilecek yanıtım yoktu, kendi kendime gülmeye başladım, “senin bu yaptığına bizim lisanda ayvayı yemek denir” dedim. Alınmadı, devam etti:
Mezar Kazıcısı: “Bir gün ölü benliklerimden birini gömerken mezar kazıcısı gelip bana, ‘cenaze için buraya gelenlerin içinde yalnız senden hoşlanıyorum’ dedi.”
Ben de dedim ki: ‘Bu beni çok sevindirdi ama neden benden hoşlanıyorsun?’
‘Çünkü,’ dedi; ‘onlar ağlayarak gelip ağlayarak gidiyorlar, yalnız sen gülerek gelip gülerek gidiyorsun.’
“Senin kaç benliğin var” diye sordum Cibran’a. Biraz düşündü, “saymakla bitmez” dedi.
“Gezdiğim, gördüğüm yerlerde, yüzlerce, binlerce insan vardı, beni etkileyen, bana benliğinin bir parçasını cömertçe ikram eden. Ama en çok, elinde küçük bir elmas parçası tutan, tuhaf bir kadına borçluyum bilgeliğimi ve sonsuz deliliğimi. Kadının akıl almaz bir işi vardı, elindeki elmasla gökyüzüne sürekli çentik atıyordu. Nedenini sorduğumda, ‘zamansız, haksız ölümler için, bu çentikler’ dedi. “Gökyüzü sırları ve acıları unutmaz, sevinçleri de ama benim gücüm bu kadar; sevinçleri başkalarına bıraktım.”
“Cibran,” dedim, “iyi ki bir rüyadayım, neredeyse bütün anlattıklarına inanacağım”. “Canın bilir” dedi ve yeniden anlatmaya başladı. Bu kez anlattıkları şiir tonundaydı:
Yenilgi: “Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve ıssızlığım; Sen bana binlerce yergiden daha değerlisin, Ve gönlüme daha tatlısın dünyanın tüm şereflerinden. Yenilgi, yenilgim, kendimi bilişim ve isyanım, Seninle anlarım hâlâ genç ve ayağı hızlı olduğumu, Ve solmuş defnelerin tuzağına düşmeyeceğimi. Ve sende yalnızlığı buldum. Ve sakınılmanın ve hor görülmenin sevincini. Yenilgi, yenilgim, parlayan kılıcım ve kalkanım, Senin gözlerinde okudum, Taç giymenin kölelik, Ve anlaşılmanın alçalmak, Ve yakalanmanın tamamlanmak, Ve olgun bir meyve gibi düşmek ve tüketilmek olduğunu. Yenilgi, yenilgim, benim gözü pek yoldaşım, Sen benim şarkılarımı, haykırışımı ve sessizliğimi işiteceksin, Ve senden başka hiç kimse kanatların vuruşunu konuşmayacak benimle, Ve denizlerin, Ve geceleyin yanan dağların kışkırtıcılığını; Ve sen sarp ve kayalık ruhuma tek başına tırmanacaksın. Yenilgi, yenilgim, ölümsüz yiğitliğim, Sen ve ben fırtınaya birlikte güleceğiz, Ve içimizde ölen her şey için mezarlar kazacağız, Ve güneşin altında istekle dikileceğiz, Ve biz tehlikeli olacağız.”
Yenilgiye böylesine övgü gönderildiğine ilk kez tanık oluyordum. Cibran’a “biraz abartmıyor musun” dedim, “yenilgi adı üstünde yenilgidir. Hani neredeyse tokat atsınlar diye yüzünün öteki tarafını çevireceksin.”
“İşte, benim sorunum bu” dedi, “sürekli yanlış algılanmak. Ben ruhumda yepyeni ırmaklar yaratan yenilgilerden söz ediyorum. Beni yeni umutlar için yollara düşmeye çağıran yenilgiden söz ediyorum. Sen ne diyorsun?”
Ansızın rüyadan uyandım. Gülümsedim. Bir an düşündüm, ruhumda suyunu hiç tatmadığım yeni bir ırmak var mıydı? Mutlaka vardır.
ışıl özgentürk. al gözüm seyreyle. cumhuriyet. 14.09.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder