17 Eylül 2010 Cuma

Güvercin tedirginliği içinde

Cumhuriyet 18.09.2010
Tûba Çandar’ın kaleme aldığı Hrant Dink biyografisi Everest Yayınları tarafından yayımlandı

Güvercin tedirginliği içinde

Kitapta, 19 Ocak 2007’de Agos gazetesi önünde öldürülen Hrant Dink’in yaşamı, yakın çevresinin de tanıklıklarıyla ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor. Kitap, Dink’in doğumundan Agos’u kurmasına ve Agos’un kuruluşundan bir düşünce adamı olarak verdiği kimlik mücadelesi yıllarına uzanan iki bölümden oluşuyor.

Kültür Servisi - Tûba Çandar’ın, Hrant Dink’e dair biyografi çalışması “Hrant”, Everest Yayınları tarafından yayımlandı. 19 Ocak 2007 günü, mücadelesini sürdürdüğü gazetesi Agos’un önündeki kaldırımda vurulan Hrant Dink’in yaşamının tüm ayrıntılarıyla ve yakın çevresinin tanıklıklarıyla anlatıldığı kitap, “Khent Hrant” ve “Baron Hrant” başlıklı iki kapsamlı bölümden oluşuyor.

“Khent Hrant”, Dink’in doğumundan başlayarak gazetesi Agos’u kurmasına kadarki dönemini kapsıyor. Tûba Çandar’ın deyişiyle: “Kimsesizler yurdunda hamuru karılan kişiliği, zorlu hayat mücadelesine giriştiği deli zamanlarda iyice yoğruluyor ve ‘delifişek’ bir delikanlı çıkıyor ortaya. Yakın arkadaşlarının kendisine taktıkları Ermenice Khent lakabının, Türkçe karşılığı tam da bu zaten. Hrant’ın isim değiştirerek Fırat olduğu bu döneminde değişmeyen tek adı, bu Khent oluyor...”

Hrant’ın kimlik mücadelesi
“Baron Hrant” bölümü ise Agos’un kuruluşundan başlayarak önce bir gazeteci, sonra bir düşünce adamı olarak verdiği kimlik mücadelesi yıllarını kapsıyor: “Yeniden Hrant Dink adını kullanmaya başladığı bu yıllarda Agos çalışanlarının kendisini adlandırdıkları bu Ermenice sözcük ‘hoca, usta’ anlamına geliyor. Baron Hrant’ın Türkçe telaffuzu ise bütün o iri kıyım Anadolu erkeği görüntüsünün yanı sıra sahip olduğu soylu ve ince kişiliğine de gönderme yapıyor...”

“Hrant” klasik, alışılmış türden bir biyografi değil. Yazarının deyişiyle bir “Tanrı” anlatıcının o hayata birinci elden tanıklık etmişçesine kaleme aldığı bir “hayat hikâyesi” değil. Tûba Çandar, bunun bilinçli bir seçim olduğunu vurguluyor:
“Bu seçimi zorunlu kılan nedenlerin başında, Hrant’ın ölümü geliyordu. Hrant Dink Türkiyeli bir Ermeni aydınıydı. Ve 19 Ocak 2007’de bütün Türkiye’nin gözleri önünde görüşleri yüzünden öldürülmüştü. ‘Ya sev ya terk et’ diyerek, onu önce ülkesinden kovmaya kalkmışlar, ‘güvercin tedirginliği içindeyim, ama biliyorum ki bu ülkede güvercinlere dokunmazlar’ diye yazdığının daha mürekkebi kurumadan onu arkadan vurmuşlardı. Bunun dehşetini, acısını ve utancını, bu ülkede vicdanı olan herkes yaşamıştı. Kaybı daha çok yeniydi, içimizi dağlıyordu. Trajik biçimde sonlandırılmış hayatının Hrant’a mesafelenerek, dışardan bir bakışla yazılabilmesi mümkün değildi... Dolayısıyla kitabın klasik bir biyografi olamayacağı daha başından belliydi...”

Hrant Dink’in eşi Rakel Dink de kitabın başında yer alan mektubunda şunları söylüyor:
“Eşimin katledilmesinden kısa bir süre sonraydı. Tûba’nın gelip gözleri dolu dolu, çekine çekine, kırmaktan korkarcasına bana seslenişi: ‘Rakelcim, Hrant’ın biyografisini yazmak istiyorum. Eğer kabul ederseniz bütün içtenliğimle, yüreğimi ortaya koyarak anlatacağım onu. Bunun için geldim. Kabul eder misiniz beni?’ Onun içtenliğine inanmam doğruydu. Tanrı bu görevi ona vermişti. Buna inandım ve destek olmaya çalıştım. Onun için dua ettim...”

“Hrant” kitabının sonunda, Hrant Dink’in yaşamından fotoğrafların yer aldığı kapsamlı bir albüm de yer alıyor.
 *

‘Ayrık Otu’ karikatür sergisi Hrant Dink anısına düzenlendi

‘Yanık, ıssız kimlikler’

Kültür Servisi - Hrant Dink anısına düzenlenen “Ayrık Otu” adlı karikatür sergisi, Galatasaray’daki Cezayir Toplantı Salonu’nda açıldı. Karikatür sanatçıları Ohannes Şaşkal ve Ümit Kartoğlu’nun “uyum” ve “sınır” temalı yapıtlarının yer aldığı sergi 24 Eylül 2010 gününe kadar izlenebilecek.

Fransa’daki Elele Derneği Direktörü Gaye Petek, daha önce Paris’te de açılan sergiyle ilgili olarak şunları söyledi:
“Ümit ve Ohannes, tanımlanması pek kolay olmayan, çok kere yerilip horlanan bu uyum kelimesini, çizgilerle kâğıda dökmüşler. Ümit korkuları sorguluyor, yaraları sarıyor, yeni gelene bir yer arıyor, renklerin birbiriyle kucaklaştığı daha güzel günleri düşlüyor. Ohannes, keskin bir çizgiyle kılcal çatlaklara dişlerini geçiriyor, dehlizleri tasvir ediyor, baskıları açığa vuruyor, yanlışları ve çıkış kapılarını arıyor. Yanık ıssız kimlikleri, birbiriyle kaynaşmış hazları hayal ediyor. İkisi de sınırlardan, sessiz çığlıklardan söz ediyor ama her ikisi de gelecekle hesaplaşıp bizi ötelerin hareli melez renklerine çağırıyor.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder