On sekiz haftadır bu köşede yazıyorum ve çoğu gençlerden oluşan okurlarımdan bana destek veren iletiler alıyorum. Aralarında sadık okurlarım, birkaç kitabımı okumuş olanlar ya da beni hiç okumamışlar var.
Birkaç gün önce Türkçe öğretmenliği okuyan bir gençten gelen ileti beni hem düşündürdü hem üzdü. Köşe yazılarımı “severek, bir şeyler öğrenerek” okuduğunu, kitaplarımı bilmediği halde duygularını benimle bölüşmek istediğini söyleyen Burak, bu ülkede yaşayanları gruplara ayırıyor:
Varlıklı, keyfi yerinde ya da öyle olmasalar da ülkenin iyi idare edildiğini düşünen dünyadan kopuk insanlar.
Sorunları “Zihniyet değişmeli, bizde sistem yok” gibi yararsız ve bildik cümlelerle eleştiren ama hiçbir şey yapmayanlar.
Okuyan, araştıran, tartışan ve kendine bir mücadele yolu çizip o yolda kararlılıkla yürüyenler.
Burak kendini, bildik tespitler yapmaktan öteye gidemeyen, sorunlara çare aramakta zorlananlar arasına koymuş. Eksiğini de biliyor:
“Bir üniversite öğrencisi olarak okuyamıyorum. Televizyon ve gazeteden öğrendiklerim dışında ne olup bittiğini bilmiyorum” diyor. “Nâzım, A. İlhan, Ece Ayhan, Orhan Veli, M. Cevdet Anday, Cemal Süreya, Cahit Sıtkı, vb. şairleri hep duydum ama okuyamadım.”
Kitaplara para ayıramadığını, cebindeki üç beş kuruşu kitaba yatırırsa aç kalacağını söylüyor. “Sabahattin Ali, Necati Cumalı, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Ş. Süreyya Aydemir, Tahsin Yücel, Cevdet Kudret, Oktay Akbal gibi romancı ve öykücüleri, Nurullah Ataç’ı, Cemil Meriç’i bize öğrettiler ama okuyamadım. Y. Kadri’yi, Reşat Nuri’yi Ö. Seyfettin’i, Halide Edip’i, Sait Faik’i, Memduh Şevket’i, H. Rahmi’yi okuyamadım, okutmadılar. Suç ve Ceza, Sefiller, Savaş ve Barış, Ana, Kırmızı ve Siyah gibi kitapların yalnızca adlarını biliyorum.”
***
Türkçe öğretmenliği okuyan birinin Türk Dili’nin usta yazarlarının adlarını bilmesi ama onlardan tek satır okumamış olmasına inanmak zor ama Burak gibi binlerce genç, binlerce Türkçe öğretmeni adayı olduğu belli.
Neden? Eğitim sistemi hâlâ, ilkokuldan yükseköğrenime, kuru bilgi ve ezber üzerine kurulu da ondan. Bakanlığın seçtiği Yüz Temel Eser’e göz atmak yeter bunu anlamaya. Güncel olmayan, ağır, sıkıcı kitaplarla çocuklar, gençler okumaya değil, okumamaya özendiriliyor sanki. Listeyi hazırlayanlar da ezberci zaten. Kendileri okumuş değiller ki yaşa, döneme uygun kitapları bilsinler!
***
Peki, okuma alışkanlığı kazanamamış Burak’ın hiç mi suçu yok? Kitaba ulaşmak yalnızca satın almakla mı mümkün? Üniversite ve Halk Kütüphaneleri yok mu? Tümü kapandı mı? İsteyen, adı geçen eserleri buralarda bulabilir, yeter ki merak ve okuma tutkusu olsun. Okuma birikimimi genç yaşta, daha çok parasız yatılı okul ya da il kütüphanelerinden edinmiş olan biri olarak, kitap alamayanların buralara yönelmelerini öneririm.
Burak’ın okumama acısını duyması ve bunu benimle içtenlikle bölüşmesi umut verici. Ama kendisi genelde umutsuz;
“Okumadan, bilmeden bu ülkeye katkı sağlamanın yolu yok mu? Düzene ortak olmadan yaşamaya çalışmanın çaresi yok mu?” diye soruyor. “Resmi tarih ve müfredata mahkûm olmuşuz. Okulu bitirip öğretmen olsam ne olacak, bitirmesem ne olacak! Öğrencilerime ne anlatacağım? Ülkemizi yönetenler bizi sorgulamayan, eleştirmeyen, dogmalarla yaşayan insanlar olarak mı görmek istiyor?”
Öyle olduğu açık! Bu yüzden iş başa düşüyor. Benzer durumdaki gençlerin kişisel merak ve çabayla kendilerini gerçekleştirmeye, yetiştirip donatmaya iki katı gayret göstermeleri gerekiyor. Bilgi ve aşkınlık emek ister, unutmamalı.
inci aral. karşılaşmalar. cumhuriyet. 14.09.2010
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder