Bir anma, bir ödül...Neruda'nın 100. doğum yılı dünyanın önemli kentlerinde bir dizi etkinlikle anıldı. Bu kentlerden biri de Ankara'ydı. Şili hükümeti, belli başlı diller arasından seçilmiş 100 Neruda çevirmenine Şili Devlet Nişanı verdi. Ülkemizden seçilen iki çevirmen Sait Maden ve Hilmi Yavuz'du. Ödüle ilişkin bir değerlendirmeyi ve Sait Maden'in ödül töreninde yaptığı konuşmayı aldık sayfalarımıza. Sait MADEN
2004 yılı, Neruda'nın 100. doğum yılı. Şili hükümeti, bu önemli günü uluslararası bir boyuta taşıdı; bütün dünyada, belli başlı diller arasından seçilmiş 100 Neruda çevirmenine Şili Devlet Nişanı verdi. Ülkemizden seçilen iki kişi Sait Maden ve Hilmi Yavuz. Sait Maden'in Neruda çevirileri 20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı ile Kara Ada Şiirleri adlı iki yapıt. Hilmi Yavuz'unki ise bir seçki.
***
Bu madalya ile ödüllendirilen dünyaca tanınmış yazarlar arasında Jose Saramago, Mario Vargas Llosa, Arthur Miller, Carlos Fuentes, Eduardo Risalde, Luz Mendez de la Vega gibi adlar var.
Türkiye'de Şili Büyükelçiliği'nce düzenlenen ödül töreni, Şili'nin bağımsızlığa kavuşmasının 194. yılı olan 16 Eylül Perşembe günü Ankara'da, Hilton Oteli'nin bir salonunda, seçkin bir topluluk arasında yapıldı.
Neruda'yı Türkiye'de kapsamlı olarak tanıtan ilk yapıt Sait Maden'in çevirdiği Kara Ada Şiirleri. Yayın yılı 1971; ünlü ozanın Nobel aldığı yıl. Hemen ardından da 20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı yayımlandı. İlk yapıt Neruda'nın olgunluk çağı ürünü. Şiir diliyle yazılmış bir özyaşam öyküsü. Kara Ada, Şili'nin Büyük Okyanus kıyıları üstünde, Valparaiso'dan kırk kilometre uzakta, deniz, kum, rüzgâr ve kara kayalardan oluşmuş bir yer. Buradaydı Neruda'nın evi.
Siyasal kavgalarla dolu, fırtınalı yıllar ardından geçmişi üzerine eğilme gereğini duyan Neruda'ya Kara Ada'daki ev sağladı bu şiirsel yaşamöyküsünü, şiire ve eyleme adanmış dopdolu bir ömrün zengin izlenimlerini yazma olanağını.
Neruda'nın yapıtları arasında seçkin bir yeri var Kara Ada Şiirleri'nin. Onun bütün ilgilerini, sanat va yaşam deneyimini kavrayabilmek için gereken başlıca yapıt. Çocukluğu, ilkgençliği, bir dışişleri görevlisi olarak yeryüzünün dört bir bucağından derlediği tanıklıklar, ateş çemberlerinden geçerek bilenmiş toplumcu bilinç, sömürgeci çıkarların pençesine düşmüş yoksul bir ülkede egemen güçlere karşı verilmiş yiğitçe savaşım, sürgün, bütün bunların yanı sıra insanı, yeryüzü insanını tarihsel, toplumsal, tinsel, doğasal örgüleri arasında, geniş bir uzanım içinde çevirip sarmalayan çok yönlü, çoksesli bir ozan kimliği... Kısacası şiirle, yaşamla, tarihle, her şeyle içtenlikli bir hesaplaşma. Zengin bir yaşam görgüsünün, coşkun bir bilgeliğin şarkıları...
Öteki yapıt, 20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı Neruda'nın ilkgençlik ürünü. Neruda adını ilk duyuran, ama olağanüstü genişlikte duyuran bir yapıt. Hem kendisinin hem de çağdaş ozanlardan birçoğunun pek az yapıtı bu incecik kitabın yaygınlığına ulaşabilmiştir. Bütün dünyada baskı sayısı şimdiden milyonlara ulaştı.
Nereden geliyor bu başarı, neye dayanıyor? Bunca yıldır Latin Amerika'nın bütün kentlerinde, okul çevrelerinde olsun, arkadaş toplantılarında, meyhanelerde, fabrikalarda, çiftliklerde, haciendalarda olsun okunup durmasındaki giz ne?
Çok açık Neruda, daha yirmisindeki o çırak ozan, bu küçük kitapta kendi yürek çırpıntılarını açıklamaya çalışırken, farkına varmadan, her çağdaki, her toplumdaki ilkgençlik çırpıntılarını da anlatmıştı. Ve kendi büyük şarkısının temellerini atıyordu bu şarkılarla.
Zamanla kendi şarkıları olmaktan çıktı bu şarkılar, herkesin gönlüne, herkesin özlemlerine, tutkularına uygun bir kimlik kazandılar. Temel bir gerçeği kavramıştı Neruda Aşkın mutsuzluğunu. Aragon'un "Il n'y a pas d'amour heureux" şiirindeki gerçeği. "Sevenler bahtiyar olmaz" diyen Türkçe şarkıdaki gerçeği. Ve bunu süssüz, dolambaçsız, içtenlikli bir sesle söylüyordu.
SAİT MADEN'İN ÖDÜL TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMA
Sayın Büyükelçi, sayın konuklar,
Neruda 20. yüzyılın hiç kuşkusuz en önemli şairlerinden biri. Çağımız insanının bütün acılarını, sevinçlerini, umutlarını dile getiren en seçkin tanıklardan. Büyük bir doğurganlık, yaratma gücü, duyarlılık ve gözlem yeteneğiyle donatılmış bir şair. Örnek bir yaşam sürdü İlk gençliğinden beri, bir dışişleri görevlisi olarak yeryüzünün dört bir bucağından derlediği tanıklıklar, ateş çemberlerinden geçerek bilediği toplumcu bilinç, sömürgeci çıkarların pençesine düşmüş yoksul bir ülkede egemen güçlere karşı verdiği yiğitçe savaşım, sürgün; ve bütün bunların yanı sıra insanı, yeryüzü insanını tarihsel, toplumsal, tinsel, doğasal örgüleri içinde çevirip sarmaladığı çok yönlü, çok sesli, çokrenkli bir şair kimliği...
Sait Maden Neruda'dan iki yapıt çevirdi. Biri 20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı, öteki ise Kara Ada Şiirleri. İ
lki Neruda'nın bir gençlik ürünü. Neruda adını ilk duyuran yapıt. Hem kendisinin hem de çağdaş ozanlardan birçoğunun pek az yapıtı bu ufacık kitabın yaygınlığına ulaşabilmiştir. Hem kendi ülkesinde hem de başka dillerdeki baskı sayısı şimdilerde üç milyona yaklaştı.
Kara Ada Şiirleri ise Neruda'nın şiir diliyle kaleme aldığı bir yaşamöyküsü. Şiirle, yaşamla, tarihle, her şeyle içtenlikli bir hesaplaşma. Zengin bir yaşam görgüsünün, coşkun bir bilgeliğin şarkıları.
Neruda'yı 1960'lı yıllarda tanıdım. España en el Corazon (İspanya Kalbimizde) adlı kitabının Fransızca çevirisi geçmişti elime. Başında Aragon'un nefis bir önsözü vardı. İspanya iç savaşında ölen bir milyon kişi için yakılmış acı bir ağıttı bu kitap.
Yaşamımda Neruda'nın ikinci kez gündeme gelişi onun 1971'de Nobel Ödülü'nü kazanmasıyla oldu. Fransa'da o yıl iki kitabı yayımlanmıştı. Biri Memorial de Isla Negra (Kara Ada Defteri), öteki de Veinte Poemas de Amor y Una Cancion desesperada (Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı). Hemen bunları edindim ve ilkini o yıl, ikincisini de ertesi yıl Türkçeye çevirdim. İkisi de çok ilgi gördü. Özellikle Kara Ada Defteri, Neruda'nın Confieso que he Vivido (Yaşadığımı İtiraf Ediyorum) adlı otobiyografik yapıtının şiir biçiminde, şiir diliyle yazılmış bir versiyonu olduğu için onun kişiliğini ve yaşamını bütün yönleriyle tanıtan bir zenginlik taşıyordu.
Arada şunu belirteyim Neruda'dan önce Federico Garcia Lorca'nın bütün şiirlerini çevirmeye başlamıştım. Bu yüzden de İspanyolca öğrenme gereğini duymuş ve bir süre bu dilde eğitim veren birtakım kursları izleyerek oldukça sınırlı bir bilgi düzeyine ulaşmıştım. Neruda çevirilerimde bu bilginin çok yararını gördüm. Böylece, çevirilerimle asılları arasında elimden geldiği ölçüde yakınlık kurmaya çalıştım.
Ben bir şiir hastasıyım. Çocukluğumdan beri bir yandan kendi şiirimi yazar, çoğaltır ve sürdürürken bir yandan da dünyanın gelmiş geçmiş bütün büyük şairlerini tanımak ve Türkçeye kazandırmak için büyük gezginler gibi, uzun bir yolculuğa çıktım. İşte Neruda'nın şiiri, benim bu yolculukta uğradığım ve bir süre kaldığım en güzel ülkelerden biri gibi.
Şili hükümetince gerçekleştirilen bu güzel ve anlamlı etkinlikte pay sahibi olmak benim için bir onur kaynağı. Başta sayın Şili Cumhurbaşkanı olmak üzere bu etkinliği düşünen, uygulayan herkesi candan kutlarım.
Şili hükümeti, Neruda'nın 100. doğum yılını şairin ününe, saygınlığına yakışır bir biçimde kutlama kararı aldı. Dünyanın belli başlı dillerindeki Neruda çevirmenlerini saptayarak, bunların 100'üne "cumhurbaşkanlığı şeref madalyası" verdi.
Ülkemiz için seçilen adlar Sait Maden ve Hilmi Yavuz. Ödül töreni 16 Eylül günü Şili Büyükelçiliği'nin Ankara'da düzenlediği bir toplantıda gerçekleşti.
Bu madalya ile ödüllendirilen dünyaca tanınmış yazarlar arasında José Saramago, Mario Vargas Llosa, Arthur Miller, Carlos Fuentes gibi adlar var.n
YİRMİ AŞK ŞİİRİ'nden
Beyaz arı, gönlümde baldan esrik,
vızıldar
ve bükülürsün ağır duman halkalarınca.
Avunma bilmeyenim, yankısı yok sesim
ben,
her şeyini yitiren ve kazanan her şeyi.
Son palamar, çatırdar son acım işte
sende.
Sen ıssız toprağımda açan son gülüm
benim.
Ah suskunum benim!
Yum derin gözlerini. Uçan gecedir
orda.
Ah soy artık o ürkek, o yontu bedenini.
Derin gözlerin var, gecenin kanat
çırptığı.
Körpe kolların çiçek ve
göğsün gülrengi.
Memelerinse beyaz
salyangozlara benzer.
Gelmiş uyur karnında
bir gece kelebeği.
Ah suskunum benim!
Yok olduğum sessizlik işte. Yağmur
yağıyor.
Başıboş martıları sürüyor deniz yeli.
Islanmış sokaklardan yürüyor yalnayak
su.
Ağacın yaprakları inliyor hastalar gibi.
Gönlümde vızıldayan yitik ve beyaz arı,
yaşıyorsun zamanda öyle suskun,
incecik.
Ah suskunum benim!
cumhuriyet kitap.14.10.2004
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder